Düzyazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düzyazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2011 Pazar

Düşünüyorum öyleyse alın

Olmayanı pazarlamak isterdim ama size göre kendime kandıracak kadar akıllı, bana göre kendimi kandıracak kadar salak değilim. Konuşmayı sevmiyorum; aslına bakarsanız yazmayı da sevmiyorum. Lakin ne yazık ki '' insan anlatabildiği kadardır '' sözü doğru olunca lanet ede ede ucuz edebiyatın içine giriyorum. Ucuz edebiyatı sevmiyorum. Saatlerce eşek siki üstünde ki kelebekten konuşup, kendi cinsel dürtülerimi tatmin edecek hedefe ulaşmayı yorucu buluyorum. Mükemmel değilim, olduğumu düşündürtmeye çalışmayı da sevmiyorum ve ters köşe yaparak sizi ağıma düşürmek gibi bir amacım da yok. Hayır yaşlanmıyorum, aksine insanlar her geçen gün çocuklaşıyor. Ben başarılı bir söylemci yahut başarılı bir yazar değilim olmak gibi bir kaygım da yok. Ben kendi içimde birleşik yazdığım -de ekleri ile anlamadınız ''rarararra'' sözcüklerimden rahatsız olmuyorum. Ben sizin, olmayan grup hikayelerinizden, yardım sever hoş gönüllüğünüzden, serseriyim herkesi öperim havalarınızdan da rahatsız olmuyorum. Ben sadece düşünüyorum ve düşündükçe sinirleniyorum.

Deli romansı yaşamaktan hoşlansaydım keşke, o zaman gerçekten başarılı olurdum sanırım. Sokağın ortasında durdurup bir kaçınızı dövsem, sonra soyunup 'RÖEHH' diye koşmaya başlasam bence çok hoş olurdu. Rahatsız oldunuz çünkü dövüldünüzü düşünmek ve üstüne çıplak bir adamın koştuğunu hayal etmek hoşunuza gitmedi. Lakin her gün pazarladınız romans bu bence iyice sindirin. Büyük adam romansınızdan da tiksiniyorum. Bana küçükken ne olucaksın diye sorduklarında pezevenk olucam derdim. Keşke sözümde dursaymışım. O zaman gerçekten hayalinizdeki büyük adamlardan olurdum. Etrafında bi sürü kadın olan, bir sürü parası olan. Evet, size pezevenk diyorum.Vazgeçtim size pezevenk demiyorum. Çünkü hayallerinizi, romanslarınızı pazarlarken fark etmeden ( yahut fark ederek ) kendinizi pazarlıyorsunuz ve açıkcası pezevenkleri seviyorum.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Dimineata

Sabaha karşı 4'de kurulmuş bir saat gibi aniden uyanmak ve sonra gayri ihtiyari bir şeyler bulmak açıkçası hoşuma gidiyor. 2011 versiyonu için yükseltmeye alıyoruz, lütfen hatta kalın.

tanrı çobanımdır;
benim eksiğim olmaz.

9 Ocak 2011 Pazar

Osurganı Anarken

Bundan iki bin yıl kadar önce bu topraklara yakın bir şahşı muhteşem barış konusunda dert sahibi olmuş. Kalemi kuvvetli bu şahşı muhterem çekmiş şarabı, vurmuş kadehi, '' Dionysos aşkına!'' nidalarıyla tamamlamış 'Barış Oyunları' serisini.
Aristophanes'in aklına düşen kıvılcımmış ilk perde de Osurgan.
Çocuklar
Ne yoldan çıkıyorsun bu yolculuğa?
Seni bir gemi mi götürücek?
Trygaios
Gemiye binmem, kanatlı bir atım var.
Çocuklar
Hiç olur mu, a baba, koşum takılır mı osurgana
Tanrılara gitmek için?
Trygaios
Neden takılmasın? Ezop diyor ki kanatlılardan
Yalnız osurgan ulaşmış tanrılara.
   

        Trygaios'u tanrılara götürmüşüm şanlı kanatlarımla (!) ama barışı yine de baki edememişim benden haşere şu dünyaya! 

    Bundan yirmi yıl kadar önce yine bu topraklarda bir zat-ı muhteşem bu sefer kendini göndermişiz cennete.
Ama sanmayın ki tanrıların cennetine.
     Ben bir osuruk agacıyım,
     Yellendikçe şiir açan!
                      Can Yücel





         Baba da çok uğraşmış didinmiş hak, özgürlük gelsin diye. Lakin ne çare onun yellenmesi bazılarına gül kokusu gelirken, bazılarından mahkeme celbi olarak dönmüş kapısına. Vazgeçmemiş o bildiği ''göte göt'' demekten yine de!

       Bu sebepten ötürü adım osurgan olsun istedim ustaların affına sığınarak kim bilir belki ben de bir gün bir çukuru doldurum diye.

5 Ocak 2011 Çarşamba

Beynimi saçtım

yağmur yağdı, gene damlar boyandı sellukalar uyandı...

Nedense hep böyle başlıyor hikayelerim. Önce inceden bir yağmur, gri kapalı bir hava, esen ama üşütmeyen bir rüzgar. Hisarüstündeyim yine. Hayatımda değer verdiğim ve kaçtığım neredeyse her şeyin orada bulunması, yan yana durmaları, oraya her seferinde biraz daha yaklaşıp sonra kopmam. Büyüye inanmıyorum ama kedilerin kaderle bir alakası olduğu kesin.

Diyelim yağmura tutuldun bir gün 
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek 
Öbür yanda güneş kendi keyfinde 
Ne de olsa yaz yağmuru 
Pırıl pırıl düşüyor damlalar 
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın 
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına 
İşte o evin kapısında bulacaksın beni 



Aynen böyle bir gün işte sen koşarak geliyorsun kapıya ben oradayım. Elimde bir mektup. Yağmur bu zira güven olmaz kesilir birden bire. Öyle de oluyor. Kesiliyor yağmur birden sen mektubu alıp kaçıyorsun cennet bağlarına. 6 ay kuraklık.6 ay şarkılar.

fige ki ase me na apomeino monos mou
fige ki ase me na lionei o ponos mou
kai mi noiazesai ti tha gino sti zoi
fige ki ase me i kardia mou kaei


İçime doğanlardan çok korkuyorum. Nereden bilebilirdim ki inanarak söyleyince tanrının yunanca da kabul ettiğini. O günden beri anlamını bilmediğim şarkıları söylemem ve o günden beri denizi bir başka severim.

Diyelim için çekti bir sabah vakti 
Erkenceden denize gireyim dedin 
Kulaç attıkça sen 
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan 
Ege denizi bu efendi deniz 
Seslenmiyor 
Derken bi de dibe dalayım diyorsun 
İçine doğdu belki de 
İşte çil çil koşuşan balıklar 
Lapinalar gümüşler var ya 
Eylim eylim salınan yosunlar 
Onların arasında bulacaksın beni


Sen hayal ediyorsun, büyüyorsun bir yerlerde. Ben durup düşünüyorum her seferinde. Ulaşacak gücüm yok sanma sakın ama anlatacak gücüm yok derinlerde.

sana ancak böyle şarkılarımla
seslenirim o zaman
kulağın çınlarsa
bari sen anla
başka yolu yok inan